Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Spor

Fıtrat dini olan dinimiz İslam, yaratılan herşeye uygun olduğu gibi, eşref-i mahlukat olan insanın yaratılışına da hiç bir şekilde ters düşmemektedir. İslam’ın temel kaynaklarını teşkil eden Kur’an ve Sünnet, insanın fıtratını, kapasitesini, ruhi ve bedeni ihtiyaçlarını göz ardı etmemiş, gelişen ve değişen toplumsal şartların ve ihtiyaçların ortaya çıkaracağı meselelere genel ve evrensel ilkeler sunarak, insanın ihtiyaçlarına bu ilkelerin ışığında çözüm bulma imkanı vermiştir. Kur’an- Kerim’de buyurulan “Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez” ayet-i kerimesi de insanoğlunun yaratılış ve fıtratına uygun düşmeyen hiçbir şey ile mükellef kılınmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla insanın fıtratında bulunan yeme-içme ve çiftleşme gibi ihtiyaçların yanı sıra, belli sınırlar çerçevesinde eğlenmek, spor yapmak, dinlenmek ve insan ruhunu okşayan benzer faaliyetlerde bulunmak da yasaklanmamış, tam aksine tavsiye edilmiş, kimi zaman da hatta zorunlu görülmüştür.

Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın “Usve-i hasene” övgüsüne nail olan ve insanlığa örnek olarak taktim edilen sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatına bakacak olursak, bir ömürü sırf oyun, eğlence ve zevkleri tatmin etmekle geçirmenin hayatın gayesine ters olduğunu anlarız. Aynı şekilde peygamber efendimizin hayatından yola çıkarak, ideal hayat tarzının, sadece el açarak boyun bükmekten ve Allah için gözyaşı dökmekten ibaret olmadığını da görürüz.

Rasulullah (s.a.v.), insanın fıtratında var olan ihtiyaçları bizzat kendisi de gidermiş, İslam’ın ölçülerine uymak kaydıyla zaman zaman oyun, eğlence, mûsikî ve spor gibi etkinliklere de ilgi göstermiş ve teşvik etmiştir. Peygamberimizin teşvik ettiği ve meşgul olduğu spor dalları ile sınırlandırılan bu yazımız, O’nun yaşadığı dönemdeki şartların bilincinde olarak anlaşılmalıdır.

Spor’un henüz kurumsallaştırılmadığı ve sektör haline gelmediği peygamber (s.a.v.) döneminde, profesyonel anlamda şampiyonluk müsabakaları ve olimpiyat benzeri yarışlar düzenlenmezdi. O dönemlerde spor, daha çok boş vakitlerde eğlenmek için yapılır, müsabakalarda elde edilen başarılar, itibar ve güç göstergesi olarak algılanırdı. Peygamber efendimiz (s.a.v.), sportif faaliyetleri saygınlık ve itibar hedeflediği için değil, boş vakitleri değerlendirmek, meşru bir şekilde eğlenmek, bedeni güçlendirmek, düşmana karşı savunmaya hazır bulunmak ve zindelik elde etmek için sergilemiş ve teşvik etmiştir.

Rasulullah (s.a.v.)’in zamanında en yaygın spor dalları, güreş, atıcılık ve binicilik idi. Bunların yanı sıra peygamberimizin hayatında yüzme, koşu, avlanmak gibi sporlar da rol oynamıştır.

Güreş: Dönemin en güçlü pehlivanlarından olan Rukâne ile üç defa güreş tuttuğu rivayet edilen peygamberimiz, güreşme kabiliyetini ortaya koyarak, sırtı hiç yere gelmemiş olan bu pehlivanı mağlup etmiş ve müslüman olmasına vesile olmuştur. Zaman zaman Medine’li gençler, askere alınmaya yeterli olduklarını göstermek için merasimlerde Rasullullah’ın huzurunda güreş tutar, kendilerinden yaşca büyük olanları yenmeleri durumunda, askere gönüllü olarak katılmaya hak kazanırlardı. Ayrıca torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i güreştiren sevgili peygamberimizin, bir defasında Hz. Hasan’ı gayrete getirmek için tezahüratta dahi bulunduğu bilinmektir. Güçlü pehlivanın, rakibini yenen kimse olmadığını söyleyen Hz. Peygamber, “asıl pehlivan, nefsini ve öfkesini yenen kişidir” buyurarak, spor yaparken asla ihmal edilmemesi gereken centilmenliğe atıfta bulunmuştur.

Atıcılık: Boş vakitleri eğlenerek değerlendirmekle kalmayıp, savaş gücünü de arttırmaya faydalı bir spor dalı olan atıcılık ve okçuluk, peygamberimiz tarafından son derece önemsenmiştir. Tâlim ve uygulama yaparken hedef tahtası olarak canlıların kullanılmasını yasaklayan Hz. Muhammed (s.a.v.), bu sınırlama dışında okçuluk eğitimini ve yarışmlarını şiddetle teşvik etmiş, “Sizden hiç kimse oklarıyla eğlenmekten geri durmasın” buyurmuş, hatta Sizden birinizi üzüntü ve sıkıntı bastığı zaman, yayını kuşanıp üzüntüsünü onunla dağıtmaktan başka yapacak birşeyi yoktur” diyerek, sporun insan üzerindeki psikolojik etkisine değinmiştir.

Yüzme: “Çocuklarınıza atıcılıkla birlikte yüzmeyi de öğretin” şeklindeki hadis-i şerif, Resulullah’ın yüzme sporuna vermiş olduğu önemi de açıkca ortaya koymaktadır. Peygamberimiz henüz çocukken yüzmeyi öğrenmiş, Mekke döneminde Habeşistan’a hicret eden sahabilerine de yüzmeyi öğrenmeleri konusunda teşvikte bulunmuştur.

Binicilik: Ata ve deveye binmek de Hz. Peygamberin devamlı teşvik ettiği ve üzerinde önemle durduğu spor dalları arasında yer almaktadır. Peygamberimiz, atını antremana tâbi tutup yetiştirmiş, kendisi bizzat at yarışlarına katılmış ve hatta at ve deve yarışlarında kazananlara maddî ödüller vererek, bu spor dalının önemine dikkat çekmiştir.

Koşu: Rasulullah efendimiz, bizzat kendisi eşi Âişe ile koşu yarışlarına girmiş, böylece kadınların da sporla iştigal etmeleri gerektiğine dair mesaj vermiştir. İki defa hanımı Âişe ile koşu yarışı yapan Hz. Peygamber, ilk defasında yarışmayı kaybetmiş, ikinci defa yarıştıklarında ise Hz. Âişe’nin kilo almasından dolayı kazanmıştır.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo göstermektedir ki, sünnet’de var olan spor dalları gayeli, faydalı, hedefi belli oyunlardır. Bu oyunlar esnasında islamî ölçülere riayet edildiği gibi, müsabakalarda taraflar arasında kine, nefrete ve düşmanlığa sebep olacak davranışlara da meydan verilmemiştir. Kazananlar teşvik mahiyetinde ödüllendirilmiş, kaybedenler ise küçümsenmeden motive edilmiştir.

Peygamberimize layıkıyla ümmet olabilme dilek ve duasıyla… Hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a.

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s