Gönüllerde Taht Kuran Hayatından Kesitlerle Hazreti Muhammed (s.a.v.)

Ferdî ve manevî hayatta olduğu gibi, sosyal ve maddî hayatta da üstün ahlak ve şahsiyetiyle zirveyi teşkil eden insan, kuşkusuz ki kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bize ideal ve model olarak taktim ettiği sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.

Örnek insan olarak Hz. Peygamber, sözleri ve uygulamaları ile müslümanlara günlük yaşamda rehberlik edecek davranış modelleri sergilemiş ve bunlar ashabının büyük gayreti sonucu itinâ ile kaydedilerek, sonraki nesillere de aktarılımıştır. Kur’an veya Hadis kaynaklarının verdiği bilgiler, yalnızca Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını, bedenî özelliklerini, karakter ve kişiliğini anlatması bakımından değil, aynı zamanda o devirdeki toplum hakkında malumatlar sunması bakımından da son derece ehemmiyet taşımaktadır.

Peygamber efendimizin duygu ve düşüncelerini nasıl ifade ettiği, hangi durumlarda nasıl davrandığı hemen hemen tamamıyla bilinmektedir. Bu makalemizde ahlak âbidesi olan Rasulullah Efendimiz’in hayatından kesitler sunarak, milyarlarca insanın gönlünde taht kurmasına vesile olan ve insanlık tarihinde belki de eşi benzeri bulunmayan davranış modellerinin bir kaçına yer vereceğiz.

Hasım ve aleyhtarlarına karşı merhametli

Efendimizin peygamberliğinin onuncu yılı idi. Rasulullah Efendimiz (s.a.v.), arkadaşı Zeyd bin Harise (r.a.) ile birlikte İslam’a davet için Mekke yakınlarındaki Taif’e gitmişti. Orada ev ev dolaşıyor, insanlara doğruları ve İslam’ı anlatmaya çalışıyordu. Efendimizin söylediklerini kabul etmeyen Taif insanları ise, alay ederek O’nu hakir görmüş, aşağılamış ve O’nu Taif’ten kovmuşlar, hatta o kadar ileriye gitmişlerdi ki, Efendimiz ile Zeyd orayı terk ederken dahi onları rahat bırakmayıp, ayaklarından kan akıncaya kadar üzerilerine taşlar yağdırmışlardı.

Taiflilerin saldırılarından kurtulmak üzere kendilerini bir bağa zor atan peygamberimiz ile arkadaşı, taş darbelerinden az da olsun rahatlamak için emin gördükleri bir yere sığınmışlardı.

Efendimiz orada Rabbin’den yardım dilemişti ki, tam o sırada Allah katından vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelmiş ve “İstersen şu dağı üzerilerine yıkayım” diye Taif halkının helakini teklif etmişti. Ancak o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yüce Peygamber, bu teklifi kabul etmediği gibi, Taif halkına beddua edeceği yere, şefkat ve merhamet duyguları içerisinde, bu insanların hidâyet bulmaları için niyaz’da bulunmuştu.

Düşmanlarına karşı sabırlı ve insaflı

Mübarek dişinin kırıldığı ve alnının yarıldığı Uhud harbinde ise, savaşın en kızgın olduğu ve düşmanların şiddetle saldırdığı anda bile insanlığa karşı merhametinden taviz vermeyen Rasulullah Efendimiz, helak olmaları için “müşriklere beddua etseniz” talebinde bulunan sahabilere Ben lânetçi olarak gönderilmedim” diyerek karşılık vermiş ve rahmet peygamberi olduğunu hatırlatarak, Ya Rab! Kavmime hidâyet nasip et, çünkü onlar bilmiyorlar” diye dua etmişti.

Çocuklara karşı şefkatli ve müsamahakâr

Rasullullah Efendimiz bir gün Mescid-i Nebevi’de sahabsine imam olmuş ve namaz kıldırıyordu. Henüz yaklaşık iki buçuk yaşlarında olan sevgili torunu Hz. Hüseyin de o esnada mescid’de bulunuyor, namaz kılınırken camii’de geziniyor ve oynuyordu. Efendimiz (s.a.v.), namazın en önemli rükunlarından olan secdeye varmıştı ki, torunu Hz. Hüseyin dedesinin sırtına çıkmış ve boynuna oturmuştu. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) secdeden kalkmamış, çocuğun yere düşüp, rahatsız olabileceğinden endişelenerek, torununun üzerinden inmesini beklemişti. Fakat Hz. Hüseyin’in sevgili Peygamberimizin boynundan inmesi o kadar sürmüştü ki, Efendimizin arkasında namaz kılan sahabeler neler olduğunu anlamadıkları için duruma şaşırıp kalmış, bazıları da hatta Hz. Peygamber’in secdede ruhunu verdiğini düşünerek, korkulara kapılmışlardı. Nihayet Hz. Hüseyin, dedesinin üzerinden indikten sonra, peygamberimiz “Allahu ekber” demek suretiyle doğrularak, na-mazı tamamlayabilmişti. Namazın ardından şaşkın halde olan sahabiler Resul-i Ekrem’in etrafında toplanmış, secdenin uzun sürdüğünü ifade ederek, korktuklarını dile getirmişlerdi. Şefkat ve hoşgörü âbidesi olan Rasulullah Efendimiz ise, sahabileri sakinleştiren ve bizleri belkide güldürüp hayretlere düşüren şu sözleri söylemişti: “Secdeyi uzattım, çünkü Hüseyin beni deve yaptı.” Başta belki bir espiri olarak algıladığımız bu sözler, beraberinde çağlarüstü bir mesaj aktarıyor insanlığa: Çocuklar geleceğimizdir, onlara karşı olabildiğince sevgiyle, şefkatle, anlayışla, sabırla ve hoşgörüyle yaklaşmalıyız!

İnsanlara karşı alçakgönüllü ve mütevazi

Bir gün sevgili Peygamberimizin huzuruna bir elçi gönderilmişti. Bu elçi, Efendimiz’in ruhanî heybetinden olsa gerek ki, karşısında korkarak, tir tir titremeye başlamıştı. Adamın bu haline üzülen Peygamberimiz, o engin mütevaziliğinden dolayı “Korkma ey arkadaş, ben ne kralım, ne hükümdar. Ben sıcağın altında oturan, kuru et yiyen bir kadıncağızın evladıyım” buyurarak, adamı rahatlatmaya çalışmıştı. Halbuki O herşeyden önce Sultanların Sultanı, Alemlerin Efendisi, İnsanlığın Önderi, Allah’ın ve meleklerin dahi kendisine salat ve salam okuduğu yüce insan Hz. Muhammed (s.a.v.)’di.

Kadınlara karşı nazik ve centilmen

Allah Rasulü’nün evinde temizlik yapılan bir gün idi… Efendimiz (s.a.v.)’in hanımı Hz. Hatice validemiz temizlik yapıyor, sevgili peygamberimiz de ona yardım ediyordu. O esnasında Hz. Hatice validemizin kızkardeşi Hâle eve teşrif etmiş, fakat yapılan temizlikten dolayı oturacak münasip bir yer bulamadığı için, yere oturmak istemişti. Bunu gören Fahr-i Kainat efendimiz hemen harekete geçip, buna engel olmuş ve Hâle’nin kuru yerde oturmaması için üzerindeki cübbesini çıkararak, yere sermişti. Efendimizin bu teklifine şaşıran Hâle ise tereddütte kalmış, fakat peygamberimizin israr etmesi üzerine oturmayı kabul etmişti.

Hayvanlara karşı müşfik ve acıyıcı

Sevgili Peygamber Efendimiz istirahat ve tefekkür amacıyla zaman zaman hurmalıklar arasında dolaşmaya çıkardı. Bir defasında Ensârdan bir zâtın bahçesine girmişti ki, orada acı çekerek inleyen ve bir insan ağlayışına benzer şekilde gözlerinden yaşlar akıtan bir deveye rastlamıştı. Rahmet ve şefkat âbidesi olan Efendimiz hemen inleyen hayvancağızın yanına yaklaşmış, deveyi okşamak ve gözyaşlarını silmek suretiyle onu sakinleştirmeye çalışmıştı. Ardından devenin sahibine yönelmiş ve “Allah’ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Bak, bu bana şikayette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun” diyerek, hayvan haklarına riayet konusunda insanlara çağrıda bulunmuş, hayvanların rahatsız edilmemesini, sağlıkları ve bakımları hususunda gereken önem ve dikkatin gösterilmesini, aç ve susuz bırakılmamalarını istemiştir. Bir başka vesile ile de Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! ifadeleriyle de hayvanlara eziyet etmeme hususunda uyarıda bulunmuştur.

Üzgün ve mahzunlara karşı diğergam

Enes bin Malik’in Ebu Umayr isminde küçük bir kardeşi vardı. Bu çocuk kendisine küçük bir kuş alıştırmış, onunla oynuyor ve onu çok seviyordu. Fakat gün gelmiş ve çok sevdiği küçük kuşu ölünce, Ebu Umayr büyük üzüntüye kapılmış, duyduğu üzüntüden dolayı içine ve evine kapanmıştı. Bu haberi halan sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizzat çocuğun yanına gitmiş, O’na başsağlığında bulunarak, teselli vermişti.Ebu Umayr, Efendimizin bu inceliğinden memnun kalmış, Efendimiz de o günden itibaren onu her görüşünde takılarak, “kuşun ne oldu” diye çocuğa ilgi göstermişti.

Olumsuzluk ve çaresizlere karşı anlayışlı

Bir gün Peygamberimiz bir eve misafirliğe gitmişti. İkram edecek hiçbirşeyi bulunmadığı için Allah Rasulü’nün önüne sirke ve ekmekten başka birşey koyamayan fakir ev sahibi, içersinde bulunduğu duruma üzülerek, kendisini mahcub hissetmişti. Efendimiz (s.a.v.) hiç bozuntuya vermeden ev sahibine iltifatlar etmiş, “Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık!”  diyerek, onu sevindirmişti.

Konumuzu toparlayacak olursak, “güzel ahlakı tamamlamak” ve tüm insanlığa “en güzel model” olarak gönderilen Rasulullah Efendimiz, ahlakça en üstün olan insandır. O’nun izinden gitmek, O’nu kendimize örnek almak ve dolayısı ile sünnetlerine sımsıkı yapışmak, müslümanlar olarak görevimiz olmakla birlikte, kurtuluşumuzun da tek teminatıdır. Efendimizin güzel ahlakına dair sadece birkaç örneği anlatmakla yetinmek zorunda olduğumuz bu kısa makalemizin sonunda, Ebu Hureyre (r.a.)’ın “Anam-babam Rasulullah’a feda olsun! O kimseye kötü davranmazdı. Bu güne kadar O’nun gibisini görmedim ve bundan sonra da görmeyeceğim” şeklindeki sözlerine katılmamak mümkün değil.

Salat ve Selam o Güzeller Güzeli’ne, Hamd ise alemlerin Rabbi olan Allah’a olsun.

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s