Ticaret Hayatında Hz. Muhammed (s.a.v.)

Bütün kemâl ve güzel vasıfları kendisinde toplayan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bizzat Allah-u Teala tarafından övülmüş, üstün ve mükemmel ahlakından dolayı arkasından gidilecek ve kendisine uyulacak en güzel model olarak tarif ve taktim edilmiştir.

Hayatının tüm alanlarında olduğu gibi, alışveriş ve ticaret hayatıyla da zirvedeki örnek insanı teşkil eden Efendimiz (s.a.v.), risaletinden önce toplumdan uzak yaşamadığı gibi, peygamberliği esnasında da bu tutumundan vaz geçmemiştir. Henüz küçük yaşlarda iken ticaret hayatına atılmış, herkes gibi O da alışverişlerde bulunmuş, parasını kazanmış ve harcamış, yeri geldiğinde ise ortaklık yapmış ve borç bile alıp verimiştir.

Peygamberimizin de mensubu bulunduğu Kureyş kabilesinde ticaretle uğraşmak öteden beri zaten çok yaygın idi. Hz. Peygamber’in ataları, diğer Arap kabileleriyle alışverişler’de bulunuyor, soylarından gelen bu mesleklerini sürdürüyor ve geliştiriyorlardı, tıpkı Hz. Muhammed’in amcası Ebu Talib’in de yaptığı gibi.

Ebu Talib, küçük yaşta hem yetim, hem de öksüz kalan sevgili yeğeni Hz. Muhammed’i, dedesinin de vefat etmesi üzerine kendi himayesine almış, onun bakım ve geçimini üstlenmişti. Peygamberimiz bir meslek arama çağına geldiğinde ise, Ebu Talip onu kendi mesleği olan ticarete yönlendirmiş ve yeğeninin bu alanda gelişmesini istemişti. Bu nedenle Ebu Talip, yeğeni Muhammed’e mesleğini öğretmeye çalışıyor, ticarî amaçla yaptığı seyahatlerde eşlik etmesi için onu da yanında götürüyordu. Bu sayede peygamberimiz, amcasının tecrübelerinden istifade ediyor, ticaret hayatının gereklerini öğreniyor ve Arabistan’ın değişik yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma fırsatını elde ediyordu.

O dönemlerde Arabistan’da dürüst ve güvenilir kişilere sermaye verilir, bunlar yabancı ülkelere gönderilir, kazandıkları para ise ortak olarak paylaşılırdı. Resul-i Ekrem efendimiz de buna benzer işler yapmış olup, Yemen, Basra, Habeşistan ve Suriye gibi yerlere pek çok defa ticarî amaçla geziler yapmıştır.

Hayatının her safhasında olduğu gibi, bu gezilerinde de doğruluğu, güvenirliği ve dürüstlüğünden asla taviz vermeyen sevgili peygamberimiz, İslamiyet öncesinde bile “Muhammedü’l-emîn” veyael-Emîn” ünvanlarıyla anılır, müstesna ve üstün ahlaklı bir insan olarak bilinirdi.

Makalemizin bundan sonraki kısmında önderimiz Hz. Muhammed’in ticarî münasebetlerine daha yakından bakıp, hayatından örnekler sunmak suretiyle, insanlara  ahlakı, adaleti, insafı, hak ve hukuku nasıl öğretmeye çalıştığına değineceğiz.

Bir gün Efendimiz (s.a.v)’e Saîb adında bir Arap tüccar taktim edilmişti. Herkes Saîb’in doğruluk ve dürüstlüğünü anlatıyor, onu överek tanıtıyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Saîb’i herkesten daha iyi bildiğini ifade etmiş, cevap olarak ise Saîb’den iltifat mahiyetindeki şu cevabı almıştı: “Ruhum sana feda olsun, seninle ticarette arkadaşlık etmiştik. Hak konusunda hatır gönül dinlemez, zerre kadar riyakarlık göstermezdin.”

Doğruluktan asla ayrılmayan Hz. Peygamber, “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır” hadis-i şerifiyle tüccarlara da dürüstlük çağrısında bulunmuş, her türlü haksızlıktan uzak durmaları için onları ikaz etmiştir.

Hak ve hukuka azami ölçüde dikkat eden peygamberimiz (s.a.v.), çeşitli hilelerle ticaret yapanları kınıyor, her türlü aldatmacayı sert bir dille eleştiriyordu. Öyle ki, malının ayıbını ve kusurunu saklayan esnafları ağır ifadelerle uyaran peygamberimiz, böylesi esnafların kıyamet gününde Allah’a asî olan kişiler olarak diriltileceklerini beyan etmiştir.

Ticarî hayatı kontrol için ara sıra çarşı’ya, pazar’a çıkan ve esnafı teftiş eden Allah Rasulü, bir defasında bir buğday yığınına elini daldırdıp, alt kısmının ıslak oldğunu fark edince, “Bizi aldatan, bizden değildir” diye tepkisini ortaya koymuş ve dürüstlüğe uymayan bu hileli davranışa karşı tutumunu belli etmiştir. Ölçü ve tartıda sahtekarlık yaptıklarından dolayı önceki ümmetlerin helak edildiklerini hatırlatarak ümmetini uyaran Hz. Peygamber, helal-haram dikkat etmeksizin para kazanmanın neticesini de şöyle açıklamaktadır: “Vücuduna bir lokma haram giren kimsenin kırk gün ibadetleri kabul olmaz.” Faizli ticaret hususunda da çok ciddi uyarılar yapan Allah Rasulü, “Faiz yiyene de, yedirene de Allah lanet etsin” diyerek, beddua etmiştir.

Efendimiz (s.a.v.), alışverişlerinde harama düşme endişesi ile daima çok hassas davranmış, ümmetinin de bu konuda dikkatli hareket etmesini istemiştir. Bir defasında peygamberimize borç veren bedevi’nin biri, alacağını tahsil etmek istemiş, fakat Fahr-i Kainat efendimizin huzurunda uygunsuz bir takım sözler söyleyerek, O’na karşı çok kaba ve sert davranmıştı. Bunun üzerine sahabe-i kiram, bedevi’ye haddini bildirmek üzere hemen harekete geçmiş, fakat peygamberimiz tarafından şu sözlerle engellenmiştiler: “Susunuz, bırakınız. Çünkü alacaklının, borcunu tahsil edene kadar borçlu üzerinde bir nüfuzu vardır. Hak sahibi hakkını istemekte haklıdır.”

Borçların fazla geçiktirilmesini uygun görmeyen Resulullah’ın “Ücretle çalışan kimseye, ücretini daha teri kurumadan ödeyin” şeklindeki ifadeleri de, emeği satın alınan insana borcun peşin olarak ödenmesi yönündedir.

Bu mütevazi yazımızın sonunda ticari hayatı önemsemiş olan, alışveriş’te aldatmamayı ve aldanmamayı esas alan sevgili peygamberimize binlerce selat-u selam olsun diyor, O’nun örnek ahlakından bizi nasibdar etmesi için Rabbimize dua ediyorum. Hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a.

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s