Bir Eş ve Hayat Arkadaşı olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Usve-i Hasene”, yani uyulacak, arkasından gidilecek, örnek alınacak en güzel model olarak tarif edilen sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), hiç şüphesiz ki bir eş ve hayat arkadaşı olarak da zirvedeki örnek insandır.

Rasulullah’ın hanımlarına karşı hareket ve davranışları, onlara verdiği değeri, onlarla olan ilişki ve münasebetlerini araştırdığımızda ortaya çıkan tablo, “modern” ve “aydın” diye geçinenleri hayrete düşürecek kadar yüksek seviyede ve güzeldir. Cahiliyye ve orta çağda kadınları şeytan olarak niteleyen, uğursuzluk ve utanç vesilesi olarak kabul eden, aşağılayan, hor gören, sadece cinsel tatmin olunma aracı olarak addeden, hak-hukukunu gözetmeyerek değer vermeyen ve adeta bir eşya gibi alıp-satan ve miras olarak alıp-veren zihniyet, insanlığın iftihar tablosu Efendimiz (s.a.v.)’in 1400 yıl öncesinde söylemiş olduğu ve günümüzde dahi son derece medenî bir bakış açısı olan “Bana dünyadan Kadın sevdirildi” sözüyle devrilmiştir. 

Kadın sevilip sayılmaya, değer vermeye ve değeri bilinmeye layıktır, çünkü o da aynen erkeğin olduğu gibi, Allah’ın kuludur. Allah’a kul olmak demek, önemli ve değerli olmak demektir, çünkü yaradanımız bizlere değer vermeseydi, bizleri muhatap bile almazdı. Bundan da öte, kadın değerli olmasaydı, Allah-u Teala, ailenin temel taşı olan kadına hayatın bekasını bağlamazdı. Bundan dolayı kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapanlar, son derece hatalı davrandıklarını bilmeleri gerektiği gibi, bu hataların hesabının sorulacağının da bilincinde olmalıdırlar.

Kadın, erkeğin gücünü kuvvetini sınadığı deneme tahtası olmadığı gibi, hizmetçi, aşcı, çocuk bakıcısı, bulaşıkcı, çamaşırcı olarak küçümsenmesi de asla kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Makalemin bundan sonraki kısmında hayatında bir defa dahi hiç bir hanımına, hiç bir kadına vurmayan, “En hayırlınız, kadınlarına karşı en iyi davrananlardır” diye buyuran peygamberimizin, hanımlarıyla nasıl geçindiğini, onlarla olan münasebetlerini, hayatından kısa örnekler vererek, kesitler şeklinde aktarmaya çalışacağım inşallah.

Allah’ın Rasulü hayatı boyunca hanımlarına hiç bir zaman el kaldırmadığı gibi, onlara daima iyi davranmış, güler yüz göstermiş, hal hatırlarını sorarak dert ve şikayetlerini dinlemiş ve gönüllerini alıcı ifadelerde bulunarak, onlara değer verdiğini hissettirmiştir. Hanımlarından Hz. Aişe annemizin ifadeleriyle O (s.a.v.) “insanların en nezaketlisi ve güleryüzlüsü” idi.

“Halkın sana en sevimlisi kimdir, en çok kimi seviyorsun” diye kendisine sorulduğunda tüm insanlar içinde çekinmeden, açıkca eşi Aişe’yi sevdiğini söyleyen sevgili peygamberimiz, sevgisini açılıp çözülmeyen, bitmeyen bir sevgi olduğunu göstermek için “kördüğüme” benzetiyor ve eşine “Gözbebeğim” diye hitap ederek, onu o şekilde sever, sakınır ve korurdu. “Sen bana Allah’ın bir lütfusun, benim mutluluk kaynağımsın” diyen Peygamber (s.a.v)’in Aişe’yi çok sevdiği o kadar biliniyordu ki, Hz. Aişe’den bahsedildiği zaman “Peygamberin sevgilisi” ve “Allah’ın sevgilisinin sevgilisi” gibi tabirler kullanılırdı.

Elli beş yaşına kadar Rasulullah’ın ilk ve biricik eşi olan Hz. Hatice validemiz de, peygamber (s.a.v.) tarafından o kadar çok seviliyordu ki, onun vefat etmesi peygamberimizi üzüntüden iki büklüm etmiş, hatta vefat ettiği yılı “Hüzün yılı” olarak isimlendirmesine kadar götürmüştü.

Hazreti Hatice’ye olan sevgisi o kadar büyüktü ki, vefatından sonra dahi Hatice’yi hatırlatan herşeye son derece önem verir, Hatice’nin arkadaşlarına ve onu sevenlere yakın ilgi gösterirdi. Bir keresinde bu durum Hz. Aişe’yi kıskandırmış, “Allah sana Hatice’den daha güzelini, daha gencini nasip etmedi mi” demesine neden olmuştu. Bunun üzerine sadakat ve vefa timsali peygamberimiz, Hz. Aişe’ye şu cevabı vermişti: “Yemin ederim ki, Allah bana ondan hayırlısını nasip etmedi. Herkes benim peygamberliğimi inkar ederken, o beni onayladı. Herkes beni yalancılıkla suçlarken, o beni doğruladı. Kimse bana birşeycik vermezken, o bana malını mülkünü benim emrime verdi. O bana altı çocuk verdi.” Bu sözünden de anlaşıldığı gibi, Resulullah hanımını hem kendisine sahip çıkan ve destekleyen bir eş ve hayat arkadaşı olarak sevdiği gibi, hem de çocuklarının annesi olarak da değer vermiştir.

Bir yolculuk esnasında peygamberimiz hanımlarının rahatsız olmasından endişelendiği için, develeri ilahileriyle coşturup hızlandıran Enceşe’ye “Kristallere yavaş davran!” diyerek, hassas ve nazik yaratılışlı hanımlara yumuşak davranılması gerektiğini öğretmiştir.

Bir defasında ise peygamberimiz, hanımlarından Hz. Safiye (r.a.)’ye deveye rahatça binebilmesi için dizlerini uzattığı ve bu şekilde üzerine bastırarak deveye binmesinde kolaylık sağladığı da bilinmektedir.

Allah Rasulü (s.a.v.) eşlerine yardımcı olmaktan hoşlanır, onlara her alanda bekledikleri alakayı göstermeye çalışırdı. Hz. Aişe’nin anlatımıyla O, “elbisesini diken, ayakkabısını yamayan, keçileri sağan, kendi işlerini kendisi gören” bir peygamberdi. Eşlerine ev işlerinde dahi yardım eden peygamberimiz, hanımlarıyla birlikte vakit geçirmekten hoşlanır, onların gönlünü hoş tutmak için elinden geleni yapardı. Hazreti Aişe validemizle koşu yarışlarına girdiği bilindiği gibi, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme ihtiyaçlarını da görmemezlikten gelmezdi. Öyle ki, bir bayram günü eve döndüğünde eşi Hz. Aişe’nin def çalıp şarkı söyleyen iki kızla eğlenmesine birşey söylememiş, onlara arkasını dönüp bir kenara uzanmıştı. Peygamberin huzurunda def çalıp şarkı söyleyen kızları gören Hz. Ebubekir, kızı Hz. Aişe’ye kızarak çıkışması üzerine de Allah Rasulü, “Ya Ebâ Bekir, her milletin bir bayramı var, bu da bizim bayramımız…” diyerek, hanımını öfkeli babasına karşı korumuş ve eşinin meşru şekilde eğlenmesine müsade etmişti.

Çeşitli vesilelerle yaptığı espiri ve şakalarla hanımlarına hayat sevinci olan peygamberimiz, eşinin çağrılmadğı bir yemek davetini geri çevirmiş, tekrarlanan bu davete eşiyle birlikte çağrıldığı için icabet etmiştir. Yemek yerken dahi nezaket ve inceliklere dikkat eden Sevgili (s.a.v.), Hz. Aişe ile yemek yediklerinde herşeyin önce Aişe’nin yemesini ister, bu konuda bile eşine öncelik tanır, daha sonra ise onun ısırdığı yerden ısırarak, içtiği yerden içerek “paylaşımın” ve “biz” kavramının örneğini sergilerdi. Aile’de “ben” değil, “biz” ve paylaşımın olmasını öğreten peygamberimiz, sıkıntı ve mutluluklarını eşleriyle paylaşır, her konuda onların da fikir ve görüşlerini alırdı.

Toparlayacak olursak, yukarıda vermiş olduğumuz sadece bir kaç örnek ile Rasul-i Ekrem’in hanımlarına karşı sergilediği o eşsiz tavrı görmek mümkün. Kadınlarla geçinmeyi, onların nasıl muamele görmesi, değerlerinin nasıl bilinmesi gerektiğini bizlere çağlar ötesinden adeta haykıran peygamberimiz, günümüzde dahi kimi insanların anlamakta zorluk çektiği ve belki de hayrete düştüğü bir biçimde davranırdı hanımlarına karşı. Ailesine ve de özellike eşine zaman ayırma hususunda gevşek davranan ve hatta ihmal eden günümüz müslümanları, binbir türlü bahaneler üreterek bu görev ve sorumluluktan kaçmaya çalışsalar dahi, peygamberlik, devlet başkanlığı, öğretmenlik, ordu kumandanlığı gibi büyük vazifeleri üstlenen yüce Rasul (s.a.v.)’ün şu sözünden çok şey öğrenebilirler: “Nefsinizin, ailenizin ve her hak sahibinin, üzerinizde hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını verin!” 

Makalemin sonunda o eşşiz Sultan (s.a.v)’e binlerce selat ve selam olsun diyor, O’nun hayatını ve yaşayış biçimini anlayarak, kendimize örnek almamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a.

About these ads

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ photo

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s